Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- “O gün, ne kaçıp sığınılacak bir yer var size.” (Şura Suresi: 47)
“O gün, dostun dosta faydası olmaz ve onlar, bir yardım da görmezler.” (Duhan Suresi: 41)
“Ve Allah’tan hiçbir sözü gizleyemezler.” (Nisa Suresi: 42)
“Emir o gün Allah’ındır.” (İnfitar Suresi: 19)
Bu ayetler, kıyamet gününü görünüşte kıyametle ilgili olmayan sıfatlarla vasıflandırmıştır. Çünkü “mülk”, “emr” ve “kudret” her zaman Allah katında aşikardır, onun karşısında varlıklar için ne bir sığınak var ve ne de bir gizlenecek yer.
Fakat Allah-u Teala buyuruyor: “İnsanların bir kısmı Allah’tan başka o’na bir takım eşler edinirler de onları Allah’ı sever gibi severler, inananlarsa Allah’ı onlardan daha kuvvetli bir sevgiyle severler, zulmedenler bir görselerdi azaba düşecekleri vakit bütün kuvvet, ancak ve ancak Allah’ındır ve Allah, çok şiddetli azap eder, o vakit kendilerine uyulanlar, azabı görerek kendilerine uyanlardan kaçınır, uzaklaşırlar, aralarındaki vesile ve sebepler de tamamıyla kesilip gider.” (Bakara Suresi: 165-166)
Ayetten anlaşıldığı gibi kıyamet günü bütün nedenler ve ilişkiler kesilecek, varlıkların cisim ve cismaniyet alemi ile ondan sonra gelecek olan alemdeki düzen gereği sahip bulundukları ilişki, tesir ve etkileri yok olacak; neticede, artık ne bir şey başka bir şeyde etki uyandıracak, ne de bir şey başka bir şeyden etkilenecektir; ne bir şeyden yararlanılacak, ne de ondan zarar görülecektir. Eğer şartlar, aynı sebep ve ilişkilerin şartları ve kıyamet günü de böyle olsaydı, o zaman varlıkların hükümlerinden hiçbir hüküm şimdiki durumdan sapmazdı, varlıkların zatların batıl olmadığı, mahiyetlerinin değişmediği müddetçe ortadan kalkmazdı. Allah-u Teala’nın kelimeleri değişmez olduğundan bu mesele de muhal olurdu. Bu bakımdan, yok olan ve ortadan kalkan şey, bu varlıkların serap vücutlarıdır. Allah-u Teala ile sabit ve kaim olan bu vücutlar, kendi zatlarında batıl ve hiçtirler, sonunda yalnız onların Allah ile olan irtibatları baki kalır; öbür nispetlerin hepsi batıl olur. Yani kendi nefislerinde batıl oluşları yüzünden, sadece batıl oldukları aşikar olur, ortaya çıkar; yoksa var olup da daha sonra batıl olmazlar, sadece meselenin hakikati belirlenmiş olur. Yani şu mesele aydınlığa kavuşur ki Allah’tan başkası için ne bir vücut var, ne de bir tesir. O’ndan başka hiçbir kimse malik değil, mülke sahip değil. Allah (c. c. ) şöyle buyuruyor: “Kıyamet gününün sahibidir.” (Fatiha Suresi: 3)
“O kavuşma günü, onlar kabirlerinden çıkarlar, Allah’a karşı hiçbir şeyleri gizli kalmaz, o gün, saltanat ve tedbir kimindir, bir ve her şeye üstün olan Allah’ın” (Mü’min Suresi: 16)
“Bir gündür ki hiç kimse, hiçbir kimseye yardım edemez o gün ve hüküm, o gün Allah’ındır.” (İnfitar Suresi: 19)
Yine söylediğimiz sözlere Allah’ın şu kelamı delalet ediyor:
“Meleklerin, ellerini uzattıkları ve delillerine karşı ululuk satmak istediğinizden ve haksız olarak Allah hakkında söylediğiniz şeylerden dolayı horlukla cezalandırılacak, aşağılık bir azaba uğrayacaksınız, haydi, kurtarın bu gün canlarınızın dedikleri zaman o zalimlerin, ölümün şiddetiyle nasıl kıvrandıklarını bir görmelisin… aranızdaki bağlar tamamıyla kopmuş, boşuna umduklarınız elinizden çıkmış, kaybolup gitmiştir.” (En’am Suresi: 94)
Zira, belli bir şahsın ölümü zamanında, henüz sebep ve ilişkilerin dünyada var olmasına rağmen bu ayet, onları batıl saymıştır, bu yüzden sadece onların batıllığı açığa çıkar (gerçi baştan beri batıl idiler) .
Nehcül Belağa’da Hz İmam Ali (a.s) bir hutbesinde şöyle buyuruyor:
“…Ve dünyanın fani olmasından sonra Allah yalnız olacak ve o’nunla birlikte hiç bir şey olmayacak. Allah (c.c) alemi yaratmadan önce nasıl yalnız idiyse, alemin fani oluşundan sonra da öylece yalnızdır; ne bir zaman vardır, ne bir mekan; eceller ve zamanlar yok olur, yıllar ve anlar kaybolur, kâhhar Allah’tan başka hiç bir şey kalmaz.”
“İhticac” adlı kitapta Hişam b. Hakem’den şöyle naklolunmuştur: İmam Cafer Sadık (a.s) ‘a “Acaba, ruh bedenden çıktıktan sonra dağılıyor mu, yoksa olduğu gibi kalıyor mu? “ diye sorunca Hz. İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Evet, Sur üfürülünceye kadar ruh baki kalacak ve o zaman her şey batıl olacak, ne bir his kalacak ne de bir hissedilen. Daha sonra her şey kendi vücuduna geri dönecek ve müdebbirlerinin olmayışından 400 yıl sonra vuku bulacak; yani iki nefha arasındaki süre 400 yıl olacak.”
Kummi Tefsirinde İmam Cafer Sadık (a.s) ‘dan şöyle rivayet edilmektedir: Allah-u Teala soracak: Bu gün mülk kime aittir? Ve yine kendisi bu soruya cevap verecek: “Kahhar Allah’a aittir.”
Tevhid adlı kitapta ise İmam Ali (a.s) ‘ın şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir: “Allah-u Teala soracak: Bu gün mülk kime aittir? Daha sonra enbiyanın ve elçilerin ve imamların ruhları dile gelerek: “Allah Tebarek ve Teala’ya aittir” diyeceklerdir.”
Kummi tefsirinde İmam Seccad (a.s) ‘dan şöyle rivayet edilmektedir: “O zaman Allah-u Teala, yer ve göğün her tarafında işitilecek bir sesle nida edecektir: Bu gün mülk kime aittir? Hiç kimseden bir cevap çıkmayacağı için tekrar kendisi cevap vererek nida edecek: “Bir ve kahhar olan Allah’’ aittir.”
İmamların (a.s) beyanlarının hepsi aynı şeyi açıklamaktadır. Dikkat ediniz, göklerin ve yeryüzünün fenası, varlığı, yılların ve anların zevali, sübutu, Allah-u Teala’nın nidasını cevaplandıranın yokluğu ve varlığı arasında nasıl da bir ahenk, uyum sağlanmıştır. Daha sonra Allah’ın (c.c) cevabına dikkat ediniz: “Bir ve Kâhhar (her şeye üstün olan) Allah’ın”
Ayetteki “Vahid” ve “Kâhhar” isimlerinin her birine dikkat edilir ve meselenin çeşitli yönleri göz önünde bulundurulursa sözümüzün doğruluğu anlaşılacaktır.
Kıyamet Gününde Sebeplerin Batıllığı
Her şeyin müstakil vücudu zail olduğu zaman bütün sübutlar, bir takım serap ve vehmi şeylere dönüşecek, bütün sebepler ve sonuçlar batıl olacaklar Allah-u Teala’nın şu sözü buna delalet ediyor:
“…Allah’ın azabından sizi bir kurtaran olmayacak.” (Mü’min Suresi: 33)
“…O gün ne kaçıp sığınılacak bir yer var size ve ne suçlarınızı inkara mecal var size.” (Şura Suresi: 47)
“Bir fayda vermedi bana mallarım, helak olup gitti gücüm kuvvetim.” (Hakka Suresi: 2829)
“O gün dostun dosta faydası olmaz ve onlar, bir yardım da görmezler.” (Duhan Suresi: 41)
“…Ne Alışveriş var o günde ve ne de karşılıklı dostluk.” (İbrahim Suresi: 31)
“Kimsenin kimseye şefaati fayda vermez.” (Bakara Suresi: 123)
“Sonrada denecek ki nerede şirk koştuklarınız Allah’ı bırakıp da? “ Diyecekler ki: Gözümüzden kayboldular, zaten de bundan önce tapmaya layık bir şeye tapmıştık biz, işte Allah kafirleri böyle saptırır.” (Mü’min Suresi 73-74)
“Biz kıyametten önce Allah’tan başkasını çağırmıyor ve bir şerike tapmıyorduk” anlamına gelen “Bel lem nekun ned’u…”sözü onların gerçekte kof ve batıl olan dünyanın serabına aldanmış olduklarını göstermektedir. Allah-u Teala daha sonra şöyle buyuruyor:
“İşte Allah, kafirleri böyle şaşırtır.”
Şu ayette buna delalet etmektedir:
“O gün (mahşerde) bütün insanları bir araya toplayacağız, sonra müşriklere: siz ve putlarınız durunuz yerinizde diyeceğiz, artık onları birbirinden tamamen ayırmışızdır. Putları: “Bize tapmıyordunuz” derler (ve devam ederler) .” (Yunus Suresi: 28)
“Onlardan uzaklaşıp sana geldik, zaten onlar aslında bize tapmıyorlardı. (kendi nefislerine uyuyorlardı. ) “ (Kasas Suresi: 63)
“Sizin Allah’ı bırakıp da taptıklarınız, kendinizin ve atalarınızın takmış oldukları bir takım kuru adlardan başka bir şey değildir. Allah, bunlara ibadet etmeniz için hiçbir delil indirmemiştir.” (Yusuf Suresi: 40)
“Ve ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etmeleri için yarattım.” (Zariyat Suresi: 56)
Kıyamet Günü Örtülerin Açılıp Gizliliklerin Açığa Çıkması
Sebepler, yani muayyen ve mukadder bir vücuda sahip olan tertiplenmiş aşamalar ve onlar arasındaki te’sir ve etkiler batıl olduğu zaman batındaki hüküm açığa çıkar, zahir batın vasıtasıyla açığa çıkar; bu yüzden, o zaman gayb ve şehadet (batın ve zahir) birleşir. Zira her şey kendi nefsinde şehadettir, gayb nisbi bir manadır; her şeyin, başka bir şeye karşı yok olması, birinin, başka birinden gizlenmesi ile gerçekleşir. İster bu yokluk hissi tarafından olsun, ister başka bir sebepten, fark etmez.
Sebeplerin ortadan kalkması ile şeyleri birbirlerinden gizleyen bütün perdeler de ortadan kalkacaktır. Allah-u Teala bu konuda şöyle buyuruyor:
“O kavuşma günü, onlar kabirlerinden çıkarlar Allah’a karşı hiçbir şeyleri gizli kalmaz.” (Mü’min Suresi: 16)
“Hepsi de toplanıp Allah’ın huzuruna çıkar.” (İbrahim Suresi: 22)
“Bütün gizli şeylerin ortaya çıkacağı gün.” (Tarık Suresi: 9)
“İşte senden gaflet perdesini kaldırdık, bu gün artık görüşün keskindir, buyurur.” (Kaf Suresi: 22)
“Fakat bilmez ki kabirdekiler, dışarı çıkınca ve gönüllerdekiler, meydana vurulup bilinince, şüphe yok ki Rabbin, o gün onların her şeyini bilir elbette.” (Adiyat Suresi: 9-11)
“Çünkü o günde ne mal fayda verir ne de evlat, ancak (o günden) Allah’a eş koşmaktan ve şüpheden temizlenmiş bir kalple gelen faydalanır.” (Şuara Suresi: 88-89)
Yeryüzünün zahir olacağı hakkında gelen ayet ve rivayetleri de bu anlama bağlamak mümkündür.
Kafi adlı kitapta İmam Cafer Sadık (a.s) ‘ın “O günde ne mal fayda verir ne de evlat” ayeti hakkında soruya şu cevabı verdiği rivayet edilir: “Ayetten maksat, Allah karşısına çıkacağı gün, Allah’tan başka hiçbir şeyin içinde bulunmayacağı gün, Allah’tan başka hiçbir şeyin içinde bulunmayacağı bir kalbi selim olmaktır. Şirk ve şüphede bulunan her kalp neticesiz ve yararsızdır, onların (Peygamber ve velilerin) dünya zühdünden gayeleri, kalplerin, ahiretten başka şeylerden arınarak, sadece ona doğru yönelmesidir.
Allah-u Teala’nın şu buyruğu: “Hayır, (onlar artık iman etmezler) doğrusu onlar, o kıyamet günü, Rableriyle aralarında perde olacaktır.” (Mutaffifin Suresi: 15) bizim söylediklerimiz ile hiçbir çelişki içinde değildir.
Aslında bu ayet, Allah-u Teala’nın şu kanunu için bir tasdiktir: “Ceza ve karşılık, amele bağlıdır. Nefs, her ne kadar iyiliklerden elde ederse kendi yararınadır; kötü amelde bulunursa yine kendi zararınadır.” Bu grup, dünyada, Yüce Allah karşısında iken üzerlerine bir örtü, perde çektikleri için kaçınılmaz olarak kıyamet günü de bunun neticesi karşılarına çıkacaktır. Allah-u Teala, Kur’an’da bu hususta şöyle buyuruyor:
“O kıyamet günü ki iş güçleşip hakikat perdesi açılmaya başlayacak, secdeye (hakka boyun eğmeye) çağrılacaklar, fakat buna güçleri yetmeyecektir, gözleri dönmüş fakat buna güçleri yetmeyecektir, gözleri dönmüş ve yüzlerine zillet büründüğü halde Allah’ın huzurunda secde etmeye çağrılacaklardır, fakat buna güçleri yetmeyecektir… Halbuki kendileri (dünyada iken) sapasağlam oldukları zaman secdeye çağrılmışlardı (ama onlar kabul etmemişlerdi) .” (Kalem Suresi: 42-43)
Kıyamet Dünya ve Berzahı Kuşatmıştır
Sebeplerin batıl olması, örtülerin aradan kalkması ve zahiri kuşatıcı olan batının aşikar olması, “kıyamet”in bu hayatı, bu hayatta olanları ve bu hayattan sonra gelenleri kuşatmış olduğunu gösteriyor.
Batın, zahire sahiptir ve zahir onun yanında hazırdır, ama onun aksi doğru değildir. Yüce Allah şöyle buyuruyor:
“O zaman başlarını sallayarak (alaylı bir şekilde) ne vakit o? diyeceklerdir ki: Muhakkak olması yakındır.” (İsra Suresi: 51)
“… Ve en yakın bir yerde yakalandıkları zaman…” (Sebe Suresi: 51)
“Nihayet (vaadolunan o azabın vakti gelip de onu gördükleri zaman inkar edenlerin yüzleri kötüleşiverir.” (mülk Suresi: 27)
“Kıyametin oluş işi de ancak göz kırpması gibidir, yahut ondan daha süratlidir; çünkü Allah her şeye hakkıyla kadirdir.” (Nahl Suresi: 77)
“Kıyamet günü de herkes, yaptığı hayrı karşısında bulacak, işlediği kötülükleri de kendisinden pek uzakta olmasını arzu edecek.” (Ali İmran Suresi: 30)
“Eğer Rabbinden tayin edilmiş bir vakte (kıyamete veya ölümden sonraya) kadar, azabın gecikmesine dair bir söz geçmiş olmasaydı aralarında (kafir olanların) helak işleri mutlaka bitiriliverirdi.” (Şura Suresi: 14)
Bir şeye sıbkat (belirli bir şeyden önce olma. ) , hail (iki şey arasına engel) olmaya sebep olur. Mesela eğer “Sebaktü ila mekanin keza” derseniz anlamı şu olur: “Bir şey vardır, siz o şey ile dikkate aldığınız mekan arasında engel olmuşsunuz, o şey de oraya o şeyde oraya varamamıştır”. Bu yüzden Allah-u Tebarek ve Teala’nın sözünün belirlenmiş vakitten önce geçmesi, kıyamet gününün insanları kuşattığını gösterir, eğer Yüce Allah kıyametin karşısına bir engel meydana getirmeseydi, kıyametin kesin yargısı onların hepsini içine alırdı.
“Yeryüzünde bir zaman (ömrünüzün sonuna kadar) oturun ve rızkınızı oradan bulun demiştik.” (Bakara Suresi: 36)
Aşağıdaki ayetler de buna benzer:
“Onlar kendilerine vaadolunanı gördükleri gün dünyada gündüzden sadece bir müddet eğlendiklerini sanırlar.” (Ahkaf Suresi: 35)
“Kendilerine ilim ve iman verilenler şöyle derler: And olsun ki siz, Allah’ın yazısında (hükmedildiği gibi) yeniden dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bugün yeniden dirilme günüdür; fakat siz onu tanımıyordunuz.” (Rum Suresi: 56)
O Gün Allah-u Teala’nın Zuhur Günüdür
“Batın”ın aşikar oluşu, “zahir”in butlanı hakkında söylediklerimizden anlaşıldığına göre, kıyamette Allah-u Teala zahir olacak, mahiyetler örtüsü ortadan kalkacak, hüviyetlerin üzerindeki perde yırtılacak ve herkes kendi yolu üzerindeki hedeflerin hedefine varacak, çaba ve faaliyetlerinin nihayetin ulaşacaktır, işte yüce Allah’ın sözü:
“Senden sorarlar kıyameti, ne vakit kopacak? sen ona ne bilirsin ki ne anlatacaksın? o’nun sonu Rabbine aittir, O bilir.” (Naziat: 42-43)
“Şüphesiz sonunda Rabbine varacak. (Necm Suresi: 42)
“Ey insan, şüphe yok ki sen, Rabbine ulaşmak için meşakkatler içinde didinip durursun da sonunda o’na kavuşursun.”
“…ve siz o’na döndürüleceksiniz.” (Ankebut Suresi: 53)
“İyi bilin ki bütün işler sonunda Allah’a döner.” (Şura Suresi: 53)
“Senden kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar, de ki Onu ancak Rabbim bilir Onun zamanını, Rabbimden başkası açıklayamaz. Kıyamete tahammül edecek kimse yoktur. Size o, ancak ansızın gelir, tam manasıyla bilmiyorsun gibi onu tekrar sorarlar. Yine de ki: Onu ancak Allah bilir, fakat insanların çoğu bunu bilmez. (A’raf Suresi: 187)
Kıyamet günü hakkında bir şeyler soranlar, Onun zamanla ilgili bir mesele olduğunu ve bu zamanın devamında bulunduğunu zannettiler, bunun için, onun ne zaman vuku bulacağını soruyorlar. Allah-u Teala, onları, bu konudan anlayabilecekleri bir dille, başka bir konuya çekmiştir, onlar, bu konuda ısrar ettikleri için kıyamet hakkında hiç bir bilgiye sahip olamayacaklarını, esasen kıyameti Allah’tan başka hiç bir kimsenin bilmeyeceğini cevap olarak onlara bildirmiştir. Bunun nedeni, bizim noksan malumatımız değil, bazı maslahattan gizlenmiştir. Bu yüzden, yukarıdaki hakikati buyurduktan sonra “ve lakin ekseren nase la ya’lemun” (fakat insanların çoğu bunu bilmez) sözünü buyurmuştur.
Kıyamet Günü Zulmetin Ortadan Kalkması
Kıyamet günü, “hüviyet” ve mertebe”ler örtüsünün kalktığı, hiçbir şeyin, başka hiç bir şeyi gizli tutmadığı zaman, o gün nurlu bir gün olacak, zira bütün hüviyetler değişerek nurlu olacaklar, bu söz, şu ayetlerden anlaşılıyor:
“Ve gök açılmış kapılar haline gelmiştir.” (Nebe Suresi: 19)
“Ve ışıklanmıştır yeryüzü Rabbinin nuru ile. . .” (Zümer Suresi: 69)
“Ahiret yurdu ise, şüphesiz o asıl hayatın ta kendisidir.” (Ankebut Suresi: 64)
“Yer dümdüz uzatıldığı zaman, içinde olanları dışarı atarak boşaldığı zaman.” (İnşikak Suresi: 34)
“Ve yeryüzü ağırlıklarını çıkarınca.” (Zilzal Suresi: 2)
Kummi tefsirinde İmam Seccad (a.s) ‘dan naklolunan bir rivayette, “Tebeddelü’l Arzu gayre’l arz” (Yer, yerden başka bir şeye tebdil olur) cümlesi hakkında şöyle deniliyor: Burada “gayri arz”dan maksat, biç bir günah ve hatanın yapılmadığı yerdir. Aşikar ve zahir olan ve üzerinde hiç bir dağ ve bitki bulunmayan yerdir; Allah’ın ilk önce yarattığı gibi dümdüzdür. Arşını da suyun üzerine kaim kılacaktır; ilk önce ilahi azamet ve kudrete dayanarak karar kıldığı gibi.
Varlıkların nurlu olacaklarına işaret eden ayetlerden çıkardığımız sonuç, nuru kafirden uzaklaştıran ayetlerle çelişkili değildir.
“Allah kime hidayet nuru vermemişse, artık onun için bir nur yoktur.” (Nur Suresi: 40)
“…Ve onu, kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.” (Ta-ha Suresi: 124)
“O gün münafık erkeklerle münafık kadınlar, iman etmiş olanlara şöyle diyecekler: bizi bekleyin de yetişip nurunuzdan bir patça alalım.” (Hadid Suresi: 13)
Çünkü Allah-u Teala, mü’minler hakkında şöyle buyuruyor:
“ (Hatırla) iman etmiş olan erkek ve kadınları, defterleri sağdan verilmiş, nurları önlerinde ve sağlarında…”
“Onların hem sevapları, hem de (sırat üzerinde nurları vardır.” (Hadis Suresi: 19)
“… Karanlıklara dalmış ve bir türlü de çıkamayan kimseye benzer mi hiç” (En’am Suresi: 122)
“… Kafirlerin velileri ise tağuttur, o da onları aydınlıktan karanlığa götürür.” (Bakara Suresi: 257)
Evet bütün bunlar onların dünyada kendileri için almış oldukları ve ahirette kaçınılmaz olarak açığa çıması gereken zulmetlerin (karanlıkların) ortaya çıkışıdır. Bu bakımdan orada iki şey mevcuttur: Zulmet (karanlık) ve Allah’ın mü’minlerin nasip ettiği ve müşriklerin bir pay alamadığı nur.
Bu konunun benzeri, insan ile yaratıcı arasında perdenin kaldırılması mevzuunda geçmişti.
Kur’an-ı Kerim’de bu konuda başka tabirler de mevcuttur:
“…Onlar, hiçbir kötülük yapmadık, diyerek can verirler, hayır öyle değil, şüphe yok ki Allah, neler yapmış olduğunuzu çok iyi bilendir.” (Nahl Suresi: 28)
“… Size yemin ettikleri gibi ona da yemin ederken.”
Bir hadisi şerif’te, müşriklerin kıyamet günü yalan söyleyeceklerini belirtiyor. Bu mesele, başka bir yerde de söylediğimiz gibi, dünyada işlemiş oldukları günahın ortaya çıkmasıdır. Neticede “kıyamet günü yalan söylenilmez” sözü ile çelişkili değildir. Zira insanın yapmış olduğu her iş ya da elde ettiği her fazilet veya rezalet, kaçınılmaz olarak kıyamet günü ortaya çıkacaktır. Çünkü Allah (c.c) Kur’an’da buyuruyor:
“O kıyamet gününde, Allah’tan bir sözü gizledikleri için yerle bir olmayı isterler.” (Nisa Suresi: 42)
Allame Tabatabai
ABNA.İR